Haz Pusulası

Her dürtünün temelinde haz var. Şu anda bu yazıyı okuyor olmanızın da benim yazıyor olmamın da merkezinde aynı dürtü var: Yaptığımızdan haz almak.
Sizi burada ikna etmeye çalışabilirim. Bunun için evvela haz dediğimiz şeyin ne olduğunu tanımlayarak başlardım söze. Sonra biraz da onu nasıl anlamlandırdığımız, dolayısıyla tarihçesi vesaire.
Ancak bunlara gerek olmadığını düşünüyorum. Hepimiz, bize karmaşıkmış gelen bu eylemlerimizin temelinde basit bir dürtünün yattığını içten içe biliyoruz: Haz duymak.
Yine biliyoruz ki bu hazlar türlü türlü versiyonlarda olabilir. Bazı hazlar, bizi “iyi olma” haline daha fazla yaklaştırırlar. Örneğin bir sorunu çözme keyfi veya merak ettiğimiz bir şeyi öğrenme tatmini, bizi daha pozitif bir haz duygusuna ulaştırır. Bizi büyütür. Ancak diğer yandan bazı hazlar, tatmin edildikten sonra ne yazık ki iyi olma halinden uzaklaştırır. En iyi ihtimalle katkı sağlamaz. Başka bir deyişle bizi küçültür ya da yerinde saymamıza neden olur. Bu hazlara da verimsiz olanlar diyebiliriz. Örneğin, sosyal medyada boş vakit geçirmek, arka arkaya dizi izlemek gibi aktiviteler de bu gruba giren hazlar.
Şimdi, sormamız gereken soru şu: verimsiz hazları, verimli olanlara doğru nasıl dönüştürebiliriz?
İlk olarak, her bireyin kendi verimli kategorisindeki hazları tespit etmekten sorumlu olduğunu kabul ederek başlamalıyız. Bunun mümkün olmasının yolu da bireylerin, yaşadığı her hazzı ve sonuçlarını kaydedebiliyor olmak.
Doğru sayıda veri biriktiğinde bu veriler arasındaki örüntüler de ortaya çıkmaya başlayacak. Hangi haz, nasıl hissettiriyor? Hangi durumlarda hangi hazlar tetikleniyor gibi sorulara yanıt verilebilir bir hale gelecek.
İşte o noktadan sonra basit iyileşmeler ve elbette alışkanlıklar ile sürekli tekrarlanan davranışlar tasarlayabiliriz.
Kısaca Her birimiz hangi hazların bizi daha iyi hissettirdiğini fark edebiliriz. Bu farkındalık, zamanla yeni alışkanlıklar edinmemizi sağlar. Yeni alışkanlıklarımız da hem bizim hem de çocuklarımız için bir pusula oluşturur.
Evet. Asıl hedef çocuklarımız. Onların; kendilerini geliştiren, büyüten hazları keşfetmelerini sağlamalıyız. Ardından da bu hazlara erişimi birer alışkanlık haline getirmelerinin önünü açmalıyız.
Ancak biz kendi üzerimizde bu çalışmayı yapmazsak, yani kendi hazlarımızı yönetemezsek, çocuklarımıza aktarmamız imkansız. Örneğin, daha önce sözünü ettiğim “merak edilen bir konuyu öğrenme tatmini” eğer bir yetişkin tarafından tecrübe edilemezse çocuğa aktarılamaz. Bu yüzden de yetişkinle çocuğun birlikte gerçekten haz aldığı deneyimler yaratmak çok kritik.
Fakat bu noktada dikkatli olunması gereken bir şey var. Herhangi bir kişi ya da kurum bir başka kişinin “verimilik kriterine” karar verme lüksüne sahip olamaz. Yani hiçbir biçimde yasak koyamaz. Fakat herkes iyi olma halinin, başka insanlarla birlikte olma durumunu kapsadığının da bilincinde olmalıdır. Başka bir ifadeyle, toplumsal barış, bireysel iyi olma halini destekleyen bir durumdur.
Burada “iyi olma hali” dediğim durumu tanımlamak gerekiyor. Olumlu duygular, anlam, başarı, başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmak gibi pozitif psikolojinin kapsamına giren durumları kast ediyorum.
İşte bu bilinçle; bilim, sanat, düşünce, spor gibi alanlarda üretim yapan üstelik bu üretimde sürekli kendini iyileştiren zihinler inşa edebiliriz!
Bunu şimdiye dek, şu anki sonuçtan sorumlu olan sistem, kendi leyhine kullandı. Anında tatmin edilen hazlarla ve onlara erişimi kolaylaştırarak yaptı bunu. Yani, verimsiz hazlara bağımlı milyonlarca bireye bağımlı bu sistem.
Fakat buna rağmen, yukarıda saydığım alanlarda her yıl daha fazla eser vermeye, ürün geliştirmeye devam ediyoruz. Yani değişimin kendisinde de evrimin mekanizmaları işlemekte.
Buradan açıkça ortaya çıkıyor ki sistem olarak tanımladığımız yapı, düşmanımız değil. O bizzat daha önceki düşüncelerimiz ve ideallerimizle, yani kendi ellerimizle yarattığımız bir yapı. Fakat artık bizim ihtiyaçlarımızı karşılamıyor. İşte bu nedenle, onu tekrar yapılandırmak zorundayız.
Bunun ilk adımı, eğitim modellerine el atmak olmalı. Çocuklarımıza merak edecekleri ve bu meraklarını da giderebilecekleri güvenli ortamlar yaratmalıyız. Kendi iyi olma hallerini deneyimleyebilecekleri ve daha da önemlisi bu halleri tasarlayabilecekleri alanlar vermeliyiz.
Şimdi sormam gereken son bir soru var:
Bu geleceği hayal ederken siz de haz aldınız mı?
O halde zaten bu hareketin içindesiniz. Geriye tek bir şey kalıyor: birbirimizi bulmak.
Bu yazı, bir hereketi duyurmak için yazıldı. Önce eğitim modelini sonra da tüm sistemi değiştirmeyi hedefliyor. Bunun gerçekçi olması için de eğitimci ve ebeveynlerden oluşan ve en önemlisi bu yaklaşıma ikna olmuş zihinlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Bu nedenle, önce bu yazının altında buluşalım. Ardından katılım büyüdükçe, bir topluluk inşa edelim.
Haz pusulasını kuralım, geleceğin toplumunu inşa edelim.
