Mini Öykü: Cahit ve Asal

Kitabı masasına bırakırken iyice düşüncelere dalmıştı. Saat altıya geliyordu. Bugün de doğru dürüst alışveriş yapan bir müşteri girmemişti dükkana.

Aslında son birkaç gündür böyle olması, ona düşünme fırsatı veriyordu. Bir şeyler okuyor, notlar alıyor ve sürekli sorular soruyordu.

Doğru işi mi yapıyordu? Gerçekten de hayali bir kırtasiye işletmek miydi? Kısılıp kalmıştı işte. Mecburiyetler onu bu işe yönlendirmişti.

İşte bu ruh halindeyken, dükkanın kapısı açıldı. İçeriye on yaşlarında esmer bir kız girdi. Yüzünde zeki ve sevimli bir ifadeyle Cahit’in bulunduğu masaya doğru yaklaştı.

“Merhaba” dedi. “Matematik kitabı var mı?”

“Elbette var” dedi Cahit hafiften arkasına doğru bakarak. “Kaçıncı sınıf olacaktı?”

“Hayır şey… Ders kitabı aramıyorum ben. O matematik işlemlerinin ya da sayıların nasıl ortaya çıktığını anlatan bir kitap istiyorum.”

Cahit sol eliyle başını kaşıyarak, kafasında rafları taradı. Ders kitapları dışında matematik kitabı var mıydı elinde hiç? Zaman kazanmak için kıza doğru eğildi ve sordu “Sanırım ders kitapların ve öğretmenin bu sorularını cevaplayamıyorlar ha?”

“Onlar matematiği sadece problem çözmek içinmiş gibi anlatıyorlar. Ama ben daha heyecanlı ve gizemli bir şey hissediyorum. Bu yüzden de matematiğin ne olduğunu anlamak istiyorum.”

“Aslına bakarsan, bu soru oldukça anlamlı ver zor bir soru. Aklıma gelen bir kitap yok. Ama bir şeyi çok merak ediyorum. Bu konuyu neden bu kadar merak ediyorsun?”

“En büyük sebebi ismim” dedi küçük kız. “Benim adım Asal! Daha ismimin anlamını öğrenirken matematikle tanışıverdim ve merakım da böyle başladı. Sonra tabii ki sayılar ve onlarla yapılan basit işlemlerle tanıştım. Toplama, çıkarma, çarpma ve bölme gibi şeyler. Çok eğlenceli şeyler. Problem çözmek de çok zevkli. Ama bazen, sanki gizemli bir şey varmış gibi hissediyorum ve merak ediyorum. Tüm bunlar nasıl ortaya çıktı?”

Cahit, can kulağıyla dinlemişti. Asal o kadar akıllıca anlatmıştı ki hislerini, ona saygı duymamak mümkün değildi.

“Anlıyorum” dedi kızın gözlerine bakarak. “Bu arada ben de matematik üzerine düşünmeyi severim. Nasıl söylesem… Sayılar arasındaki ilişkileri bulmak hoşuma gider. Hatta ben de senin gibi bir gizem olduğu hissine kapılırım.

“Sahi mi?” dedi küçük kız gözlerini büyüterek. “O zaman size hemen göstermek istediğim bir şey var.” Aniden sırt çantasını omuzundan çıkardı ve fermuarını açtı. İçinden bir defter bir de kurşun kalem çıkardı. İlk temiz sayfayı açtı ve yazmaya başladı.  Yazarken de bir yandan başını hiç kaldırmadan konuşuyordu.

“Bu hafta çarpım tablosundan 9’lara bakıyordum. Birden bir şey fark ettim.” O sırada kağıda 9’un 1’den 9’a tüm çarpma işlemlerini alt alta yazmıştı.

“Eğer” dedi 9 x 1 = kısmında durarak. “Burada birler basamağını 9’dan 1’e doğru birer birer azaltırsam, sonrada onlar basamağını 0’dan 8’e birer birer arttırırsam sonuçları elde edebiliyorum. Bak!”

Önce 09 yazdı. Sonra altına geçip, “0’ı bir arttırıyorum 1, 9’u da bir azaltıyorum 8. 18 oldu. Devam ediyorum. 27 sonra 36. Bu çok heyecanlı! Bu çok gizemli bir şifre gibi değil mi?”

Cahit gülümsüyordu. “Evet” dedi. Kesinlikle çok heyecanlı. Sonra Asal ellerini yukarı kaldırarak “İşte!” dedi, “Bunun nasıl olduğunu çok merak ediyorum. Neden böyle bir ilişki var?”

Cahit duruşunu düzleştirdi. “Açıkçası bu konuda benim de bildiğim bazı şeyler var ve eğer istersen bunu seve seve seninle paylaşırım” dedi gülümsemesini sürdürerek. Asal da “Evet tabii ki isterim” dedi heyecanını gizlemeden.

“Öncelikle” dedi kalemi eline alıp kağıda sayıları yazarak, “9, 10’a ne kadar yakın?” Asal, Cahit’in yanıt beklediğini bakışından anlayarak “bir” diye cevapladı soruyu.

“Peki” dedi. “İşte bu sebeple 9’un her katı, 10’un katlarından birer uzaklaşmalıdır. Yani 10’dan 1 uzaksa, 20’den 2 uzak olmalıdır.”

“Anlamadım” dedi Asal kaşlarını çatarak. Cahit hemen etrafına baktı. Gözleriyle bir şeyler arıyordu. Tezgahın üzerinde duran onlu silgi kutusunu aldı. Silgiler kutunun üzerindeki bölümlerde dik bir biçimde duruyordu. Sonra tezgahın altından aynı kutudan üç tane daha çıkardı.

“Bak şimdi” dedi bir kutuyu kıza doğru sürerek, “burada içinde tam on silgi olan bir kutu var. Bunlardan en son sıradakini alıyorum.” Yanına diğer silgi kutusunu koydu. “Bu kutunun da son sıradaki silgisini aldım. Şimdi eğer hiç silgi almasaydım burada toplam kaç silgi olacaktı?”

“Yirmi” dedi Asal.

“Peki iki silgi aldığıma göre”

“On sekiz”

“Eğer aynı şeyi üçüncü kutuyla da yapmış olsaydım da aynı sonuçla…”

“Otuz eksi üç silgi toplam yirmi yedi! Evet evet! Anladım! 9’un her katı 10’un her katından birer uzaklaşmak zorunda.” Asal’ın zıplamamak için kendini zor tutuyormuş gibi bir hali vardı.

Ancak birden durdu. “Bir dakika o zaman” dedi masadaki kutulara bakarak. İlk kutudan bir silgi aldı. “8 de 10’a 2 yakın. O zaman 8’in her katı da 10’un her katından ikişer ikişer uzaklaşmalı. 20’den 4 yani 16. 30’dan 6 yani 24. Bir sayının 10’a olan farkı, katlar arttıkça aynı oranda artıyor. Vay canına!” Asal, çocukların o keşif anlarından birini yaşıyordu. Sırasıyla hesaplar yapıyor, ellerini çırpıyor ve gülüyordu.

Bir süre sonra sakinleşti. “Ama” dedi, “yine de çok tuhaf. Neden bu kural sadece 10’a göre neden başka bir sayıya göre değil?”

“Şey…” diye araya girdi Cahit, “Çünkü biz onluk sayı sistemini kullanıyoruz. Tıpkı bu silgi kutusu gibi sınırlıyız. Tüm sayı basamaklarını, 10’un katlarına göre ayarlıyoruz. Bu nedenle kural da böyle.”

“O zaman başka sayı sistemleri de kullanabilirdik demek ki. Neden onluk sistemini seçmişiz ki?” diye sordu Asal.

“Bence bu sorunun cevabını biliyorsun aslında” diyerek doğruldu Cahit, silgi kutularını toplamaya başlarken. “Sayıları saymaya nasıl başlamıştın?”

“Ben… İlk kez parmaklarımı saymıştım” dedi ellerini öne doğru uzatarak. 

“İşte” dedi Cahit, “tüm dünya da aynı sebeple onluk sistem kullanıyor. Gerçi bu her zaman böyle değildi. Geçmişte başka sistemler de denenmiş Hatta bugüne kadar ulaşanlar da var içlerinde.”

Tam bunları söylerken bir anda aklına gelmiş gibi saatine baktı. Saat altı buçuk olmuştu bile. Asal, adama baktı. “Gerçekten de çok merak ettim ama saat benim için  geç oldu. Gitmem lazım. Şey… Daha sonra gelsem ve yine böyle konuşsak olur mu? Çünkü bence çok eğlenceliydi.”

Cahit samimi bir ifadeyle güldü. “Elbette. Ben de bu sohbete devam etmek isterim. Ne zaman istersen gelebilirsin” dedi. Bunun üzerine Asal da gülümseyerek arkasını döndü ve hızlı adımlarla dükkandan çıktı.

Cahit, kısa bir süre daha arkasından baktı kızın. Bir yandan da hala gülümsüyordu. Uzun bir süredir yaşamadığı zihinsel bir tatmin yaşıyordu. Mutluydu. Etrafı toparlayıp dükkanı kapattı. Birkaç mahalle ilerdeki evine doğru yürürken ıslık çaldığını fark etti. Evet. Gerçekten mutluydu.

Leave a Reply