Süper Kahraman Kompleksi

Sabah erkenden kalk. Mümkünse biraz yürüyüş yap. Duşunu al ve hafif bir kahvaltı yap. Ardından işinin başına geç. Yap, rutin ya da dinamik bir iş yapman fark etmez. Sadece yap. Sonra, mesaiden sonra, bambaşka bir hayat başlasın…

Nasıl bir hayat başlıyor mesaiden sonra? Gün içerisinde çektiğin çileye karşılık, kendine ödül mü veriyorsun? Yoksa gün içinde kendisinin sahtekâr olduğunu düşünüp, mesaisi bitince kendini özüyle yaşayan karaktere mi bürünüyorsun?

Neden hep mesaiden sonra?

Acaba bu düşüncelerimizin kaynağı süper kahramanlar olabilir mi? Birçoğunun, en az iki karakteri var çünkü. Birincisi; toplumun içine karışabildikleri ya da daha açık söylemek gerekirse “sıradanlaştığı” bir karakter… Diğeri ise karizmatik bir kostüm içerisinde, yüzünü gizleyecek bir maske takan gizemli ve yalnızca kendi kararlarını uygulayan bir eylem insanı…

Elbette bu süper kahramanlar da zaman zaman varoluşsal sıkıntılar yaşayabiliyorlar. Bir yandan asıl karakterlerinin ortaya çıkmaması için gizlenmek, diğer yandan da sıradan insanların yaşadığı toplumun yararına bir şeyler yaptığını sanmak, yaşayabilecekleri en büyük ikiyüzlülüklerden biri.

Batman’i ele alalım. Adam zengin. Hem de aileden zengin. Üstelik bu zenginlik öyle böyle değil. Her neyse, adam mesai saatlerinde Bruce Wayne olarak o iş toplantısından bu toplantıya koşuyor. Öğle yemeğinde belediye başkanı, akşam yemeğinde bir gazeteciyle barda buluşma randevuları alıyor. Kısacası zengin bir iş adamı hayatını nasıl yaşıyorsa onları taklit etmeye devam ediyor.

Hatta bazı akşamlar, bu hayatının uzantısı olarak devam ediyor, örneğin yardım balolarına, yararına açık arttırmalara katılıyor.

Ancak bazı geceler, içindeki idealler patlıyor. O ihaleye fesat karıştıran adama gününü göstermesi lazım ama Batman kıyafetini giyerek. Çünkü adam Gotham polisine rüşvet vermiş. Üstelik bundan yüzde yüz emin.

Hop! Giy kıyafetini, atla Batmobil’e yakala mafya babasını. Sonrası, klasik çizgi roman kareleri… Bodoom ve Kaboow efektleri…


Superman çok mu farklı? Onun normal hali bir uzaylı. Hatta kendi gezegeninde bir numarası olmamasına rağmen tamamen şansa dünyaya gelince süper güçler kazanan bir adam. Yani, kendisini bildi bileli etrafındaki herkesten üstün. Yahu adam uçabiliyor be! Daha ne olsun.

Pek tabii bu süper kahramanın sahte karakteri biraz daha farklı oluyor. Gazeteci Clark Kent. Patronundan fırça yiyen, acemi, çaylak, kimi zaman beceriksiz ve hatta orada olduğu fark edilmeyen bir adam! Yahu bu superman resmen bizimle dalga geçiyor zaten.


Peki, sen ne yapıyorsun mesainden sonra ey okur? Gece hayatında nasıl bir kahramana dönüşüyorsun? Birkaç kadeh içip kendinden mi geçiyorsun? Felsefe kitaplarının arasına mı gömülüyorsun? Nasıl bir kahramana dönüşüyorsun? Sıradan karakterin nasıl?

İşte, benim idealimdeki süper kahraman, mesai sırasında da sonrasında tamamen aynı kalabilen biri. Gizlenmeye gerek duymayan ve anlatmak istediğini doğrudan anlatan biri…

Var mı böyle bir kahraman?

Popüler çizgi romanların içinde buna yakın bir örnek hiç hatırlamıyorum. Yeraltı edebiyatında vardır muhtemelen fakat emin değilim.

Her neyse, konu da bu değil zaten.

Konu şu; bu süper kahramanların böyle çift karakterli olmasının sebebi biz olabilir miyiz?

Hayatı boyunca (hayatın neredeyse tüm alanlarında) “ben aslında böyle değilim, ama uymak zorunda olduğum kurallar var” cümlesini kurarak çalışan çabalayan insanlar var etrafımda. Ki ben de bu insanlardan biriydim. Niye geçmiş zaman kullanıyorum ki? Belki de zaman zaman hala öyleyim!

Peki, ama bu söylemi azaltmamız gerekmez mi? Kendimizi daha net ifade edip, daha çok kendimizi ait olduğumuz yerde görmek istemez miyiz? Sürekli kendimiz olmak, risklere ve onlara karşı alacağımız önlemlere odaklanmak yerine, akışına bırakmak istemiyor muyuz?

Belki de bu nedenledir bazılarımızın mesai sonrasını yoga ile ibadet ile meditasyon ile düşünme seansları ile geçiriyor olması. Boşlukları iyimserlikle doldurmaya çalışmak ve pozitif duyguları yayan olmayı tercih etmek.

“Tercih etmek”. İşte birer süper kahraman olarak bizim başlıca süper gücümüz bu sanırım. Geçmiş tecrübelerimiz, o anki tercihlerimize yön veriyor. Belki de o yarasa dolu mağaraya düşmeseydi Bruce ve o kadar korkmasaydı yarasalardan insanların korkuları ile nasıl mücadele edeceğini bilemeyecekti.

Bir şey yapmayı, söylemeyi, yazmayı “tercih” ediyorsanız, hiçbir şey sizi bu tercihinizden alı koymamalı. Velhasıl hepimiz aslında biliyoruz ki bize ulaşan her şey, birileri tarafından “tercih edilen” sonuçlar.

Hadi şimdi seç ey okur! Tecrübeleriniz, seçimlerinize nasıl etki edecek? “Seçme” süper gücünüzü hakkını vererek kullanacak mısınız? Her süper kahramanın bir sırrı daha vardır, bilen bilir. “Güç, aynı zamanda sorumluluk getirir: Adil olma sorumluluğu”. Adaletli olabilecek misin?

İdeallerine ulaşabilen, kendisiyle bütün olabilen tüm süper kahramanlara dokunabilmesi umuduyla…

Leave a Reply